Rush

Image

En son şu tarihte izlenildi: 21 Kasım 2025

Kişisel Puanlama: (10 üzerinden 8.8)
IMBD Puanlaması: 8.1

Tür:

Kişisel fikirler:

Kazanan-Kaybeden Değil, Öncelik Meselesi

Bu, kimin kazanan kimin kaybeden olduğu bir hikâyeden çok, hayatta verdiğimiz önceliklerin bizi getirdiği noktalar ve bizden aldığı şeyler üstüne bir hikâyeydi. James Hunt ile Niki Lauda'nın 1976 sezonundaki rekabetini anlatan film, ikisinden birini haklı çıkarmaya çalışmıyor; sadece iki farklı yaşam biçiminin, iki farklı bedelle nasıl sonuçlandığını gösteriyor.

Ne Mutlu Etmek Ne Mutsuz Etmek İsteyen Bir Kurgu

Hikâye bizi ne mutlu etmek isteyerek ne de mutsuz etmek isteyerek kurgulanmış; bu tarz bir kurguya filmlerde zor rastlanır. Fakat böylesine ölümcül riskler içeren yarışları konu alan filmlerde şunu görürüz: alınan riskin getireceği getiriyi öngörerek kararlar verilir ve buna seyirci — öyle ya da böyle deli saçması gibi de gelse — saygı duyar. Biz seyirci olarak bazen mutluluk değil, anlam ve çıkarımlar ararız; yönetmen Ron Howard'ın böylesine bir meseleyi güzel bir kurguyla gözler önüne sermesi benim için gerçekten önemliydi.

James ile Niki: Çocukça Bir Rekabet

Karakter analizine gelirsek, iki karakter arasındaki o çatışmaya rağmen rekabetin iki insanı getirdiği çocukça durumlara tanık oluyoruz. Hunt'ın dizginsiz, hayatı anında yaşama isteğiyle şekillenen kişiliği, Lauda'nın soğukkanlı ve disiplinli hesaplarıyla sürekli çarpışıyor; ama bu çarpışma bir düşmanlıktan çok, birbirini büyütmeye zorlayan bir dürtüye dönüşüyor.

Bir Doktorun Sözü: Düşman mı, Lütuf mu

Filmin sonunda Niki bunu kabul ediyor ve şunu ekliyor: hayatta bir rakibin olmasını bir lanet olarak görmemek gerektiğini, çünkü o rakibin aslında bir lütuf da olabileceğini söylemiş bir doktor kendisine; bilge bir insanın düşmanından öğrendiği, bir ahmağın arkadaşlarından öğrendiğinden daha fazlaymış. Niki buna katılıyordu, ama buna katılabilmesi için önce o çocukça hislerin ve heyecanın bir an olsun dinmesi gerekti.

Aynı Skor Tahtasında İki Farklı Son

Şimdi ikisine baktığımızda dünya şampiyonu iki insan görüyoruz; ama Niki hayatında kalıcı bir iz bıraktı, James ise erken yaşta kalp krizinden hayatını kaybetti. İkisi de bazı kararlar verdiler ve bunun karşılığında hayat onlara bir bedel ödetti. Fakat film bize şunun ya da bunun destekçisi olmayı önermiyor; her insanın hayatta bazı seçimleri olduğunu ve bu seçimlerin getirdiği sonuçlara razı olmalarından ötürü onlara saygı duyduğumuzu anlatıyor. Ve kazanan, yine mantık oldu.

Kazanan Yine Mantıktı — Ama Benim İçin Niki

Fakat beni sorarsanız, benim için kazanan Niki'ydi. Böylesine bir azimle ve disiplin kültürünü hayatına yerleştirmesiyle saygımı en çok hak eden kendisi oldu; ne kadar büyük bir "arsehole" olsa da, benim için en derin anlamlı hisler içinde bu yarışa kendini hazırlayan kişiydi. Fakat en sonunda hâlâ kazanan hayatın kendisiydi: Niki mutlu, James de mutluydu. Bu film izlenmeyi hak etti.

Son Söz

Rush, hız ve risk üzerine bir film gibi görünse de aslında hayatta ne uğruna yaşadığımız üzerine bir soru soruyor. James anı yaşamayı, Niki geleceği inşa etmeyi seçti; ikisi de bunun bedelini ödedi ama ikisi de seçtikleri hayattan memnundu. Belki de gerçek zafer, kazanmak değil, seçtiğin hayata pişman olmamaktı.


Yazı hakkında görüş, öneri ve eleştirileriniz için: personal@burakfatih.com